Yüksek Topukları Tasarladı, Kadınlar Kullanmaktan Vazgeçemiyor

Leonardo da Vinci tasarladı, kadınlar tutkuyla sahip çıkıyor.. Leonardo da Vinci’nin moda ikonu haline getirdiği topuğu  her 4 kadından biri bağımlılık derecesinde seviyor ve kullanıyor. 

Kadınlar için topuklu ayakkabı vazgeçilmez bir aşk, paha biçilemez bir tutku… Her ne kadar acı verse de bugün, her 4 kadından biri topuklu ayakkabılardan vazgeçemiyor. Peki, bugün birçok kadın için vazgeçilmez bir şıklık göstergesi olan topuğun, bir şıklık unsuru haline dönüştürülmesine ünlü ressam Leonardo da Vinci’nin öncülük ettiğini biliyor muydunuz?

Topukları 16. yüzyılda şıklığın ve zarafetin haline getiren, Leonardo da Vinci’den başkası değil. Peki, o günden bugüne topuklar ne hale geldi, nasıl bir değişimden geçti? Meraklısı için bugün kadınlara yepyeni ve özgün modeller tasarlayıp üreten Ce Plast açıkladı… 

Tutkunu oluyoruz, gardırobumuzu sayısız çeşidiyle süslüyor ve aşkla bağlanıyoruz. Peki, hiç düşündünüz mü, nereden çıktı topuklu ayakkabılar?  Biz kadınların şıklık ve zarafetinin en önemli tamamlayıcısı olan topukların tarihte Mısırlı kasaplar ve Moğol atlıları tarafından ilk kez kullanıldığı söylense de estetik bir görüntü amacıyla kullanılmasını sağlayan ilk kişi, ünlü ressam Leonardo da Vinci oldu…

Topuklu ayakkabılarla ilgili aslında çok sayıda belge var. Ancak kimin icat ettiği hala bir muamma… İnsanlık tarihi kadar eski ve renkli olan topuklu ayakkabıların tarihini, tarihi unutmadan topuk modasına yön veren plastik ökçe üreticisi ve tasarımcısı Ce-Plast hatırlatıyor…

Mısırlı kasapların milattan önce 4000’li yıllarda yerdeki kandan ayaklarını korumak için, Moğol atlılarının da üzengilerini daha iyi kavrayabilmek için ayakkabılarına topuk ekleme ihtiyacı duyduğu biliniyor. Bunlar deri ya da sıkıştırılmış dokumadan yapılmış ve ayak üzerinde bağlanan ayakkabılardı. Milattan önce 4,000 civarına ait kimi Mısır mezarlarında ayakkabı resimleri görülmüştür. Milattan önce 200’de ise topuklar moda dünyasına ilk adımını attı, Romalı aktörler için yapılan ve ‘kothorni’ denilen ahşap ve mantardan yapılmış platform tabanlar ile. 1600’lerde, topuklular at sürerken ayakları üzengide tutmaya yardım etmesi için erkek ayakkabılarında kullanışlı bir tercih haline geldi.

Ancak yüksek topuklu ayakkabıların bugünkü gibi şıklık ve zarafetin sembolü olarak kullanmasıyla ilgili bilinen en eski tarih 1533. Bu topuklu ayakkabının tasarımcısı ise ünlü ressam Leonardo da Vinci…

Düşesten krala, oradan tüm Avrupalılara…

Hikâye ise şöyle: Floransa’nın ünlü ailelerinden Medicis’lerin kızı Catherine de Medicis bir dükle evlenecekti. Ancak Catherine, ufak tefek bir kızdı ve tören, görkemli olacaktı. Aile bir çözüm bulmak için pek çok dostuna başvurdu. Çareyi ise Leonardo da Vinci buldu. Onun için bir topuklu ayakkabı tasarlandı. 14 yaşındaki Catherine Medicis kendi düğününde, 5 santimetrelik bir topuğa sahip olan bir topuklu ayakkabı giydi. Catherine’nin görünüşünden etkilenen kadınlar ise onu taklit etmeye başladı. Zamanla geçmişte yaşandığı gibi topuklu ayakkabı da bir statü göstergesi halini aldı. Çünkü işçi sınıfı, kullanışsız ve pahalı olarak nitelediği ayakkabıyı alacak güçte değildi.

Daha sonra, XIV. Louis’den ve adını ondan aldığı ilhamdan sonra, ‘Louis’ topuklar hem kadınlar hem erkekler arasında popüler hale geldi. Bu ayakkabılar 12 santimetrelik topuklarıyla savaş minyatürlerindeki yerini aldı. Yine 16. yüzyılda, ‘kothorni’ler tekrar gündeme geldi ancak bu sefer ‘chopine’ adı verilen ve tüm Avrupa’da popüler olan 60 santimetrelik tabanlarla…

Marilyn Monroe’nun gözdesi İtalyan hançeri: stiletto

1850’lerden 1950’lere kadar ise, topuklar 5 santimetrenin altında ve civarında ölçülendirilirken 1950’lerde kadınlar, Marilyn Monroe ve onun son derece seksi tarzını destekleyen stiletto topuklarla (iğne topuklar) tanıştı.  Yüzyıllar boyunca topuklu ayakkabı giyen kadınlar 1950’de stilettoların keşfine kadar hiç bu kadar uzun bacaklı ve dar kalçalı olmamışlardı. Günümüzde her kadının dolabında bir çift stiletto topuklu ayakkabı olmalı.

19. yüzyılın sonlarında ortaya çıkan sayısız çizimde, yüksek ve ince topukların kadınların hayatında yer aldığı görülüyor. Fakat yüksek topuğu ilk fotoğraflı kanıtı 1940 yılında Parisli şarkıcı Mistinguett’e ait.  Andre Perugia’nın tasarımı olan bu ayakkabı muhtemelen ince topuğun ilk örneği.

Stiletto adını ince İtalyan hançerinden alıyor. Teknolojinin ilerlemesiyle stiletto topukta ahşap ve daha zayıf malzemelerin yerine metal miller kullanıldı. Topukların yüksekliği ise 2,5 santimetre ile 25 santimetre arasında değişiklik göstermeye başladı ve uca gittikçe incelen bir yapıya sahip oldu. Stiletto, yükselen topukla kadınları parmak ucunda yürümeye zorlarken, baldır kaslarını sıkar ve denge kurmak için göğsü ileriye doğru iter. İşte stilettoların kadına verdiği seksi ve çekici görüntünün sırrı da bu…

Stilettoları ilk olarak İtalyan tasarımcı Roger Vivier 1950’lerin başında Fransız moda tasarımcısı Christian Dior’un elbiselerine eşlik etmesi için yarattı. Doktorların ayak kemiği deformeleri ve sırt ağrısı ile ilgili yaptıkları tüm uyarılara rağmen 1950’lerin hatta 1960’ların başına kadar popülaritesini sürdürdü. Dönemin önemli aktrislerinden Jane Mansfield ve Marlyn Monroe’nun stilettonun popülerliğine katkısı ise büyük. Zaman içinde çeşitlenen stilettolar, kadınlara kattığı seksi görüntü ve erotik doğası nedeniyle moda dünyasındaki yerini değiştirdi ve bir fetişizm sembolü haline geldi.

1960’ın sonları ve 1970’in ilk yıllarında platform ve kare topuklarının arasında unutulan stiletto Manolo Blahnik, Christian Louboutin ve Jimmy Choo gibi tasarımcıların elinde tekrar şekillendi ve kadınların vazgeçilmezleri arasına girdi.

Audrey Hepburn’ün simgesi, stilettonun küçük kardeşi, Obama’nın kurtarıcısı

Yavru topuk (kitten heel) Audrey Hepburn’ün seksi, tatlı genç kız ve zarif kadın tarzının yansıması, stilettonun küçük kardeşi.

1950’lerde, ayaklarındaki çocuksu babetlerle gıptayla baktıkları annelerinin yüksek topukları arasında sıkışıp kalan genç kızlar için yavru topuk yaratıldı. 13-14 yaşlarındaki kızların cinsel çağrışımlar yapan yüksek topukları giymesi yakışıksız kabul edilirdi. 1950’lerin sonlarına doğru tanıtılan yavru topuk, aynı zamanda yüksek topuklara alışık olmayan genç kızlar için ‘eğitici topuklar’ olarak tanındı. Annelerinin topuklarının kısaltılmış versiyonu olan yavru topuk, genç kızlığa geçerken iyi bir eğitmendi.

Audrey Hepburn’ün Tiffany’de Kahvaltı, Sabrina filmlerinde giydiği yavru topuklu ayakkabılar, ünlü yıldızın zarafetiyle birleşince, her yaştan kadının ilgisini çekmesi çok uzun sürmedi. Dönemin ikonunun ince, minik topuklu ayakkabılar üzerindeki görüntüsü bütün kadınların aklını başından aldı. Onun sayesinde yavru topuk, çelimsiz balerin silueti altında samimi, yaramaz, neşeli bir kadınlık sembolü oldu.

1960’larda platform ve kare topukların etkisi yükselse de yavru topuklar tamamen gözden düşmedi. 1980’lerde iş kadını görünümünü içine dâhil ederek, yürüyüşü zor ayakkabıların şık alternatifiydi. 2000’lerde Michelle Obama başta olmak üzere kadınsı etkiden uzaklaşmadan eşinden uzun görünmek istemeyen kadınların kurtarıcısı oldu.

Kraliçe Catherine, Naomi Campbell, Spice Girl’s ile yükselen zarafet

Antik Yunan tiyatrosunda, Antik Çin’de Pekin operasında önemli karakteri canlandıran oyuncuları öne çıkarmak, 16. yüzyılda hayat kadınları kendilerini göstermek için onu kullandı. 18. yüzyılda ise Avrupa’da sokakların çamurundan kurtulmak ve hatta günlük hayatta statü belirlemek için tercih edildi. Amaç her ne olurda olsun, platform topuk yüzyıllardır yükselmek için giyiliyor.

Platform ayakkabılar uzun tarihindeki ilk yükselişini Venedik limanına ulaşmakla gerçekleştirdi. 15.yüzyılda ‘chopine’ adı verilen bu ayakkabılar, kadınları yerdeki çamurdan koruyor, yüksekliği ile statülerini belirliyordu. Rönesans boyunca var olan ve neredeyse yüksekliği 50 santimetreye kadar ulaşabilen ‘chopine’ yani platform topuk, Shakespeare‘in Hamlet oyununa bile konu olmuştu. Catherine di Medici, Kral II. Henry ile evlenmek üzere giydiği topuklar da platform topuk oldu ve Fransızlar arasında moda çılgınlığı yarattı.

1930’larda tekrar gündeme gelen platform topuk, 1960’larda dikkatleri üzerine çekmeye başladı, 1967 ve 1980’lerin başına kadar altın çağını yaşadı. Dans ve müziğin, özgür yaşamın hayat felsefesi olduğu ‘çiçek çocuklar’ devrinde, platform topuklar dönemin felsefesiyle özdeşleşmişti. Kadınları zorlayan ve kısıtlayan ince topuklar yerine özellikle dans pistlerinde platform topuklar üzerinde yükselmek genç kızların, kadınların hatta erkeklerin tercihi haline geldi.

Platform ayakkabıların gelişmesinde yıldızların tasarımcısı Salvatore Ferragamo’nun büyük etkisi unutmamak gerek. Ferragamo, şarap şişelerindeki mantarı platform topukta kullanmayı icat etmiş, mantarı deri ile kaplayarak yeni bir çığır açmıştı. 1990’ların başında ise Vivienne Westwood’un tasarımını giyen Naomi Campbell’in Paris’teki defilede podyumda yüksek platformlarıyla düşmesi, tüm gözleri tekrar bu ayakkabılara çevirdi.  Spice Girls’ün tüm elemanlarının ayaklarındaki platformlar ve neşeli hareketli görüntüleri platformları günlük hayatımızın vazgeçilmezleri arasına kattı.

Yıllarca topuklu ayakkabılara küçük stil detayları eklenerek, topuk boylarıyla oynanarak çeşitlilik elde edildi. Şu günlerde hem şık, hem de sağlık açısından kullanımı daha uygun olan platform topuk ayakkabılar moda. Rengârenk, şık, her tarzda kıyafetle kombine edilecek bu ayakkabılar, dişiliğimizi ifade eden vazgeçilmez bir parçamız…